Akşam karanlığı

 ...

...

Savunduğu fikirler geçmişinin ve dahi "geçmiş"in bulanık sularında yetişmiş olduğundan, sadece onlara bağlandığında hayata daha sıkı tutunuyormuş hissedip kendi güvenli alanını bunların doğrultusunda yarattığından, kendine karşı tüm eleştiriler de bataklığa düşüp yiten taşlar misali zihninde bir yer edinemeden yok oluyordu. Oysa bu taşların birbiriyle çarpışmasından doğan kıvılcımlar gerekli idi çoğu zaman beklenen kurtuluş için...

Beklenen kurtuluş, kurtarılması gerekenin bir beklentisi değildir muhakkak suretle ve böylesi birinin bulunduğu durumun zavallılığını idrakı mümkün değilmiş gibi gelse de kurtuluşu başarabilmek adına yöntemler denenip yılmadan hamleler yapılır. 

Etkilere karşı tepkiler anlık ve hemen farkedilir olmayabilir elbette ki bu nedenle umutlar tüketilmez ve yeni hamleler devam ettirilir mavi göğün altında...

Bu tespitleri yapabilmiş olmasına rağmen gelinen noktada gördüğü manzarada öfkeli gözlerle kendisine bakan ve tüm zırhlarını kuşanmış üstüne üstlük savaş baltalarını savuran "geçmişinin fikir savunucusu" biri bulunmaktaydı.

Kızgınlığına rağmen söylediklerini en saf duygular içerisinde söylediği belliydi. Sözcükleri belirli bir destekleyici denge noktasını bulamamış acemice kurulmuş makara sistemlerinin faydasızlığı misalinde bir kaç iniş çıkışı gerçekleştirip kalıcı olamadan dağılıp yok oluyorlardı. Ağırlığı olmayan kelime yığınları eski bir mahzende küflenmiş, karanlıkta birlikte durmanın hantallığı içinde dışarı salındıklarından yavaşça ve sıraları belirlenmiş bir şekilde yol almaya çalışıyorlardı. 

Taze ve ferahlatıcı orman havasını bir kez daha içine çekip bu eski arkadaşın çiçek kokularını hiç alamamış burnu üzerine alnından uzanmakta olan ter damlacıklarının yavaşça süzülüşünü izledi. Bu derece saf insanlara kızmak bir yana onlara acıma halinin geliştiği anlar vardır ve sanırım bu anlardan biri yaşanamaya başlıyordu yine...

Akşam karanlığının zorluğunda okunan kitapların etkisi daha büyük olmaktadır...

...

MBM/Süren Yapıt



Yorumlar