"Sen neyi isterdin?"
Diye sorabilmişti kendisine...
Kendine sorular sormanın aslında ne kadar zor olduğunu henüz bilmiyordur o zamanlar...
"Sen neyi isterdin? Bırak artık gideyim..."
Soruyu sorup bir de eklemişti ve demişti ki "Bırak artık gideyim...".
Gençlik zamanlarının nasıl geçirildiği, hangi türlü düşünce ve düşünmemece rüzgarlarınca doldurulmuş yelkenlerimizle aldığımız mesafelerden daha çok olarak da hangi yönler(d)e uzaklaştığımız ve neye doğru yaklaştığımız önemlidir.
Neyin sınırına kadar sürüklendik?
Neyin peşinde çabalar gösterip o uğurda harcanmış emekleri gelip geçen tatlı bir yel gibi hissettik.
Çoğu durumda bunların ayırdına varılmadan geçmiştir zaman...
Yolculuğun değerini yol bitince mi anlarsın? Yoksa daha yola çıkmadan ona biçtiğin potansiyel bir değer olduğu için mi o yolculuk eninde sonunda bir değer kazanır?
"Sen neyi isterdin? Bırak artık gideyim... Yeşil yaprakların üstünlüğü..."
Tesadüflerle şekillenen, belirli bir rotası veya hedefi olmamış yolculukların değeri yok mudur? Yoksa hiç bir ön yargı ve biçilmiş değer taşımadığından dolayı böylesi bir yolculuğun getirebileceği haz verici anlar ve devamında huzura, dinginliğe erişebilme durumu daha olası mıdır?
Değerlerimiz ne kadar bize aittir?
Bu değerleri ölçüp biçecek ve özgül ağırlıkları boyunca kendi yerlerini bulacakları anları belirleyecek bir zamanımız ve dahası imkanımız var mıdır?
...
...
Süren Yapıt/MBM
Yorumlar
Yorum Gönder